23 Aralık 2009

Faizi yükselterek enflasyonu düşürme efsanesi-Bilmediği hapı yutan, sonunda hapı yutar. [Ege CANSEN]

AŞAĞIDA okuyacaklarınızı, bugüne kadar belki kırk defa yazdım. Önümüzdeki günlerde “faiz arttırma yoluyla enflasyonu düşürme veya engelleme” mekanizması yine yerli yersiz gündeme gelecektir. Bu sebeple bir toparlama yapmanın tam vaktidir.
1. Toplam talebin (tüketim ve yatırım) arzdan daha hızlı arttığı özellikle büyüme dönemlerinde, taleple arzı eşitleyen otomatik mekanizma, “fiyatlar genel düzeyinin” artmasıdır. Bu olaya genel olarak enflasyon denir. Enflasyonun göstergesi Tüketici Fiyatları Endeksi’dir.
2. Talep çekmesiyle ortaya çıkan enflasyonu dizginlemek veya düşürmek için merkez bankası faizi yükseltir. Faiz yükselmesi, yatırımcı için “sermaye maliyetini” (para sahibi için getiriyi) yükseltir. Bu yüzden düşük getirili yatırımlar yapılabilir (feasible) olmaktan çıkar. Yatırım harcamaları düşer. Tüketicilerin tasarruf eğilimi yükselir, tüketim talebi düşer. Kısaca toplam talep azalır ve fiyat artışı olmadan “arz-talep” denkliği sağlanır. Ekonomik büyüme yavaşlar veya durur.
3. Yukarıda yazılanlar, enflasyonun ortaya çıkışı ve önlenmesi sürecinin özel bir halini anlatmaktadır. Ancak iş bu kadar basit değildir. Enflasyonun birden fazla sebebi vardır ve mücadele çok daha karmaşıktır.
4. Enflasyon, “fiyatlar genel düzeyinin” bir dönem artması değil, sürekli artar hale gelmesidir. Enflasyon bir sarmal (spiral) dır. Yani bir defa başladımı, ondan sonra kendi kendini doğuran bir sürece dönüşür.
5. Gelişmiş ekonomilerde (ulusal parası döviz olan ülkeler) enflasyon, “ücret-fiyat” spiralinden doğar. Bu ülkelerde son olarak 1980 öncesinde yaşanan yüksek enflasyon ancak “ücret artışlarının frenlenmesiyle” durdurulabilmiştir. Bu dönemde grevler azalmış, sendikacılık zayıflamıştır.
6. Ücret artışlarını frenlemenin en zor olduğu sektör “devlet” yani kamu kesimidir. Bu nedenle 1980’den sonra tüm dünyada, kamu şirketleri ve hatta kamu hizmetlerinin önemli bir bölümü özelleştirilmiştir.
7. Kamunun ekonomiyi “ücret-fiyat” sarmalına sokmaması için alınan ikinci önemli önlem “kamu kesimi açıklarını” sınırlamaktır. Aksi takdirde siyasi iktidarlar “yüksek ücret-yüksek vergi-yüksek fiyat” kısır döngüsü yaratır.
8. Türkiye sınıfı ülkeler, paçalarını hem “ücret-fiyat” hem de “enflasyon-devalüasyon” sarmalına kaptırmıştır. Bu kısır döngüyü kırmak için parası döviz olmayan ülkelerde IMF “kur çapası” uygulatmıştır.(Bizde 2000’de)
9. Türkiye’de olduğu gibi “milli gelir artarken enflasyon düşmüşse”, bu başarının sebebi yüksek faiz değil, düşük kurdur. Bu ülkelerde enflasyon riski, faiz yükselterek ortadan kaldırılamaz. Yüksek faiz, morfindir. Enflasyonu önce uyutur, devalüasyonu geciktirir ve şokunu büyütür.Son Söz: Bilmediği hapı yutan, sonunda hapı yutar.
[Ege CANSEN] [23 Aralık 2009]

22 Aralık 2009

Süperlig [Yılmaz ÖZDİL]

Süperlig’de ilk yarı bitti. En flaş takım hangisi? Atletico Lorke.
*
Takunya United lider, bunlar ikinci... Aslında, Olimpic Lorke’ydi kulübün adı... Kandil İdmanyurdu’ndan santrfor transfer edip, sezon açılışını Habur’da kurulan seyyar statta yaptılar; sanki UEFA Kupası kazanmış gibi üstü açık otobüsle tur attılar.
*
Bismillah, daha ilk deplasmanda olaylar çıktı; milli takıma kombine bileti olan İzmir seyircisi sahaya indi, maç tatil edildi... Taraf’tar isimli spor gazetesi, “İzmirspor küme düşürülsün, Olimpic Lorke’ye 9 puan verilsin” manşeti attı.
*
FIFA’nın talimatı üzerine fikstürde değişiklik yapıldı, Olimpic Lorke’nin bundan böyle deplasmana gitmemesi, bütün maçlarını evinde oynaması, üç kornerinin bir penaltı sayılması kararlaştırıldı. Fikstür avantajını kullanan Olimpic Lorke, kiralık futbolculardan kurulu Club Liboj’u 21-0 yenerek, averajını düzeltti. Gollerin 18’ini Club Liboj kendi kalesine attı.
*
(Club Liboj’un maçı sattığı iddia edildi... “Bunlar para almış” diye rapor tutan hakem, çete iddiasıyla içeri alındı. Taraf’tar gazetesine demeç veren Club Liboj yöneticileri, “Biz namusumuzla top oynuyoruz, Takunya United’a da 42-0 yenilmiştik, ne var bunda?” dedi.)
*
Dinamo Altıok, her zamanki gibi şampiyonluk parolasıyla başladı. Ancak, bitirici vuruşlarda pek beceriksiz... En son Dersim derbisinde, sol açık Kemal, muz ortaya rövaşata çakayım derken, takım arkadaşı stoper Onur’un burnunu kırdı. Çok kritik üç puan kaybedildi.
*
Sporting Hareket desen, sağ açık Oktay’ın fuleli deparlarına rağmen, sıra takımı görüntüsünde... Maç öncesindeki ısınma hareketlerinde ip atlayarak tribünleri coşturuyorlar ama, kontratak yerine, kapalı defansla, beraberliğe razı bir görüntü çiziyorlar.
*
Bu karambolden faydalanan Olimpic Lorke, taktiği maktiği boşverdi, bol faullü, dan dun futbola başladı... Sahalarımızda görmek istemediğimiz sahneler yaşandı; rakip futbolcuları vurdu, stadı yaktı, soyunma odasının koridoruna mayın döşedi, tribünleri taradı... Neticede, Merkez Hakem Komitesi tarafından ligden atıldı... Buna rağmen, Federasyon Başkanı tarafından “fair play ödülü”ne layık görüldü!
*
E baktılar ki, Federasyon arkalarında... Olimpic Lorke tabelasını indirip, Atletico Lorke tabelasını astılar... Ama bir sorun vardı. Kaleci Ahmet’e yeşil sahalardan men cezası verildiği için, ilk 11 eksik kalmıştı... Aurelio’nun Türk yapılması taktiğiyle, Roberto Carlos’un Kürt yapılıp, kadroya alınması gündeme geldi. Ancak, İmralı’daki teknik direktör, “Ben Fener’den topçu almam, alacaksanız Keita’yı alın” dedi. Uzun pazarlıklar sonucunda, bonservisi elinde olan ve forma giyecek takım arayan amatör Ufuk’un sezon sonuna kadar kiralık oynamasına karar verildi.
*
Folluk bile olsa, küme düşürülmeyeceği kesinleşen Atletico Lorke’nin, ligi kaçıncı bitirirse bitirsin, Şampiyonlar Ligi’ne katılmasına kesin gözüyle bakılıyor. Bu sene, olmadı öbür sene, lisansı iptal edilen teknik direktörlerinin affedilmesi ve takımın başına geçmesi bekleniyor. Maçları Biji Türk’ten şifreli, yalaka televizyonlardan şifresiz yayınlanıyor.
[Hürriyet Gazetesi] [Aralık]

11 Aralık 2009

Ahali merak ediyor, nerde bu devlet? [Yılmaz ÖZDİL]

Başbakan, Meksika’da. TBMM Başkanı, İsveç’e gitti. Cumhurbaşkanı, Arnavutluk’ta.
*
TBMM Başkanımız İsveç’e gidince, Kayseri Milletvekilimiz Sadık Yakut, dün itibariyle TBMM Başkanımız oldu... E Cumhurbaşkanımız da Arnavutluk’a uçunca, TBMM Başkanımız İsveç’e uçtuğu için TBMM Başkanımız olan Kayseri Milletvekilimiz Sadık Yakut, hem TBMM Başkanlığımıza, hem Cumhurbaşkanlığımıza konmuş oldu.
*
Böylece Kayseri, Çankaya’yı kaptırmamış oldu. Başbakanlık ise, kısmen Manisa’ya geçti... Kısmen, çünkü, Başbakanımız ABD’ye geçip, oradan Meksika’ya geçince, Başbakanlık da Manisa Milletvekilimiz Bülent Arınç’a geçti, ancak, kendisi Manisalı değil.
Bursalı.
*
Washington Büyükelçimiz desen, Washington’da ama, Büyükelçi değil; istifa etti... Tokat’ta 7 askerimiz şehit edilirken de, Tokat Valimiz Tokat Vali’siydi ama, Tokat’ta değildi, İstanbul’daydı.
*
Başbakanımız Meksika’da olduğu için Dışişleri Bakanımızın Meksika’da olması normal, zaten Dışişleri Bakanımız milletvekili bile olmadığı için illa Ankara’da bulunmasının âlemi yok... Ancak, Avrupa Birliği’nden Sorumlu Başmüzakereci Bakanımız Egemen Bağış niye Meksika’da?
*
Hadi diyelim, Meksika, Almanya ile Avusturya arasında bir ülkedir... Peki Mustafa Demir niye Meksika’da? Şimdi diyeceksiniz ki, Mustafa Demir kim? Güzel kardeşim, sen seçmensin, aferin ama, Bayındırlık ve İskân Bakanın kim?
*
Ekonomiden Sorumlu Bakanımız Ali Babacan, Washington’dan Mexico’ya gitmedi, New York’a geçti, üç-beş gün orda... Analar ağlamasın hükümetinin Aileden Sorumlu Bakanı ile Sanayi Bakanımız, sanayisi pek meşhur olan Arnavutluk’ta... Devlet Bakanımız Zafer Çağlayan’ın ise, aslında Arnavutluk’a gitme gibi bir niyeti yoktu, yanlış anlaşılmasın, devleti temsilen devletin başındaki Cumhurbaşkanımıza eşlik ediyor.
*
(Bu arada, Yılmaz Özdil yok.
Japonya’ya gitti.
Yerine ben yazdım, idare edin.
Bild’den Ayla.)
[Hürriyet Gazetesi] [11 Aralık 2009]

Ekonomi krizden ağır ağır çıkıyor [Bahadır ÖZGÜR]


Türkiye ekonomisi üçüncü çeyrekte, yüzde 3,3 küçüldü. Sanayide kapasite kullanım oranı ise kasımda 2.2 puan azaldı. Veriler, ekonomide daralma sürse de Türkiye'nin kademeli bir toparlanma sürecine girdiğini gösteriyor.

Türkiye ekonomisi, 2009'un üçüncü çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 3,3 küçüldü. Ekonomide daralma devam etse de yılın ilk 9 ayındaki performans, Türkiye'nin kademeli bir toparlanma sürecine girdiğini gösteriyor. Yılın ilk çeyreğinde daralma yüzde 14,7, ikinci çeyreğinde yüzde 7,9 olmuştu.
Toparlanma işaretleri sektörel bazda da dikkati çekiyor. Nitekim imalat sanayiinde 7.3, ticarette 8.2, ihracatta ise 5.5 puanlık düzelme yaşandı. Üretimin ağır adımlarla canlandığının bir diğer işareti de stok oldu. İlk iki çeyrekte sanayici KDV ve ÖTV indirimlerinin etkisiyle stoklarını tüketti. Üçüncü çeyrekteki stok artışı üretimdeki kıpırdanmayı teyit ediyor. Büyümenin talep kısmında ise özellikle iç talepte henüz etkili bir toparlanma görünmüyor.


İYİ İŞARETLER
1- İmalat sanayiinde ilk iki çeyreğe göre iyiye gidiş hızlandı. Üçüncü çeyrekte 7 puanlık toparlanma var.
2- İlk iki çeyrekte ekside olan stoklar üçüncü çeyrekte artıya geçti. Sanayici üretimi az da olsa artırdı.
3- İhracatta daralma azalıyor. İlk çeyrekte % 11,2, ikinci çeyrekte % 10,1 olan daralma son çeyrekte % 4,6.

KÖTÜ İŞARETLER
1- Hanehalkı tüketiminde toparlanma yavaş. Gıdada bile azalan harcamalar sadece elektrik, su ve gazda arttı.
2- Kamu yatırımı bıçak gibi kesildi. Yatırımda daralma 16 puan arttı. Buna karşılık harcamalar % 8,6 büyüdü.
3- KDV ve ÖTV indirimi ticareti canlandırdı ve 8 puanlık düzelme oldu. Ancak talebe dönük teşvikler kesildi.


Türkiye üçüncü çeyrekte yüzde 3,3 küçüldü. Geçen yıl aynı dönemde ekonomi yüzde 1 büyümüştü. 2008 ile kıyaslandığında ekonomideki daralma hala sürse de, birinci ve ikinci çeyreğe göre kademeli bir canlanmanın işaretleri de güçlendi. Yılın ilk çeyreğinde küçülme yüzde 14,7, ikinci çeyreğinde yüzde 7,9 olmuştu. Üçüncü çeyrekte imalat sanayiinde 7.3, ticarette 8.2, ihracatta 5.5 puanlık toparlanma gerçekleşti. Üretimdeki canlanma stoklara da yansıdı. KDV ve ÖTV'nin etkisiyle yılın ilk yarısında stoktan satış yapan sanayici üçüncü çeyrekte stok biriktirdi. Büyümenin talep ayağı ise hala aksıyor.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2009'un temmuz-ağustos-eylül aylarını kapsayan üçüncü çeyrek büyüme rakamlarını dün açıkladı. Ekonomi geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 3,3 daralırken, Türkiye 9 ayda yüzde 8,4 küçüldü. Ana sektörlerde de daralma devam etti. En fazla küçülme yüzde 18,1 ile inşaatta yaşandı. İnşaat bu performansıyla büyümeyi 0.99 puan aşağı çekti. Büyümeye olumsuz katkı yapan ikinci sektör ise ulaştırma ve haberleşme oldu. Bu sektör 0.95, yüzde 3,9 daralan imalat sanayii 0.85, yüzde 7,2 küçülen ticaret 0.87 puan büyümeyi aşağı çekti. Üçüncü çeyrekte büyümeye olumlu katkı sunan sektörlerin başında yine finans geldi. Finans sektörü yüzde 7,8 büyüme ile ekonomik gelişmeye 0.76 puan katkı sunarken, yüzde 2,7 büyüyen tarımın katkısı ise 0.41 puan oldu.

Ekonomide daralma geriledi
2008'in üçüncü çeyreği ile kıyaslandığında ekonomideki olumsuz tabloya rağmen, kriz dönemi göz önüne alındığında Türkiye ekonomisinin kademeli de olsa bir toparlanma sürecine girdiği görülüyor. İlk çeyrekte yüzde 14,7, ikinci çeyrekte yüzde 7,9 küçülen ekonominin üçüncü çeyrekte biraz daha ivme kazanmasıyla daralma yüzde 3,3'e kadar geriledi. Bu olumlu seyir üretimin ana dinamiği olan sektörlerin performansında da dikkati çekiyor. Özellikle birinci çeyrekte yüzde 26,3, ikinci çeyrekte yüzde 11,2 daralan toptan ticaret ve perakende sektörü üçüncü çeyrekte yüzde 7,2 daralma ile 8.2 puanlık bir düzelme yaşadı. Aynı şekilde bir önceki çeyrekte yüzde 11,2 küçülen imalat sanayiinde 7.3 puanlık toparlanma ile küçülme üçüncü çeyrekte yüzde 3,9'da kaldı. Ulaştırma ve haberleşmede de 5.3 puanlık bir iyileşme görülüyor. Büyümenin üretim ayağında hayal kırıklığı yaşanan sektörlerin başında ise inşaat geliyor. İnşaat sektörü krizin en şiddetli ayları olan ilk çeyrekte yüzde 18,9 daralmış, ikinci çeyrekte bu olumsuz gidişat sürmüş ve daralma yüzde 21,4 gibi rekor bir düzeyde gerçekleşmişti. Tüm sektörlerde önemli bir toparlanma eğilimi başlarken inşaat üçüncü çeyrekte yüzde 18,1 daralarak neredeyse kriz dalgalarının en güçlü dönemindeki kadar küçülmeye uğradı.

Stok artışı dikkat çekti
Üretimde çarkların yavaş da olsa dönmeye başladığının bir başka dikkate değer göstergesi ise stoklarda yaşanıyor. Stoklar 2008'in üçüncü çeyreğine göre az bir artış göstermesine karşın, birinci ve ikinçi çeyrekla kıyaslandığında bir hayli yükseldi. Bu da büyümeye pozitif katkı sunuyor. Yılın ilk çeyreğinde stoklar 1.8 milyar lira azalmıştı. İkinci çeyrekte azalma 994 milyon lirayı bulmuştu. Oysa üçüncü çeyrekte stoklar tekrar artmaya başladı ve 1.3 milyar liraya yükseldi. Yani yılın ilk iki çeyreğinde sanayici krizin şiddetiyle üretmeyip talebi stoklardan karşıladı. Bu stokların erimesinde özellikle iç talebi canlandırmaya yönelik otomotiv, beyaz eşya, mobilya ve elektronikteki ÖTV ve KDV indirimlerinin etkisi oldu. Üçüncü çeyrekte stokları tükenen sanayici üretime geçti ve büyümeye pozitif katkı sunacak stok artışı gerçekleşti.

İç talep hala aksıyor
Büyümenin talep kısmında ise özellikle iç talepte etkili bir toparlanma görülmese de canlanma sinyalleri alınıyor. Geçen yıl yüzde 1,3 azalan iç talebin belirleyici unsuru hanehalkı tüketimi, bu yıl yüzde 0,9 daraldı. Bir önceki çeyrekte vatandaşın tüketimindeki daralma ile yüzde 1,5'ti. Hanehalkının tüketiminin azalması büyümeyi 0.6 puan aşağı çekti. Vatandaşın asıl harcama kalemini vergi indirimlerinin yaşandığı ev aletleri ve mobilya oluşturdu. Dış talep ise ihracattaki artışa paralel olarak olumlu bir seyir izliyor. Nitekim ihracat üçüncü çeyrekte yüzde 4,6 daralmasına karşın, bir önceki çeyreğe göre 5.5 puanlık bir toparlanma görülüyor. Büyümenin harcama kısmında asıl dikkat çekici gelişme yatırımlarda yaşandı. Her ne kadar beklentilerin çok altında bir daralma yaşansa da özellikle doğrudan üretime dönük makine ve teçhizat yatırımlarında iyileşme var. İkinci çeyrekte yüzde 29,4 daralan yatırımlar, üçüncü çeyrekte yüzde 19,4 küçüldü. Dolayısıyla 10 puanlık bir iyileşme söz konusu. Yine de özel yatırımlar büyümeyi 3.5 puanla en fazla aşağı çeken kalem oldu. Makine ve teçhizat yatırımlarında ise yine 10 puanlık bir düzelme görülüyor.



ANALİSTLER NE DEDİ
EKONOMİDE KÜÇÜLME BİRAZ HIZ KESTİ
Fortis Bankası Ekonomisti Nilüfer Sezgin
Daralmanın bir kademe daha hız kestiğini görüyoruz. Vergi teşviki gibi önlemlerin etkisi ile yılın ikinci çeyreğinde özel tüketim harcamalarındaki daralma belirgin şekilde yavaşlamıştı. Bu çeyrekte ise bu kanaldan ek bir iyileşme gelmese de, gecikmeli etkileri ile artık stoklar için de üretimin yapıldığını görüyoruz. Diğer yandan, özel sektör yatırımlarında hala sert düşüş sürüyor.

TALEBİ VERGİ İNDİRİMİ TETİKLEDİ
Oyak Yatırım Ekonomisti Gülay Elif Girgin
Büyümede alt kalemlere bakıldığında sanayi üretiminin beklentilerin altında geldiğini görüyoruz. Üçüncü çeyrekte tarım önemli bir kalem ama ölçülebilmesi çok güç olduğu için yine revizyon bekliyoruz. Sanayi üretimi beklentilerden daha iyi geldiğinde ticaret ve ulaştırma tarafını da etkiliyor. Ulaştırma ve ticaretin iyi performans ortaya koyduğunu söyleyebiliriz. Vergi teşviki stokları eritti ve yeni üretime geçildi.

SON ÇEYREKTE YÜZDE 3 BÜYÜME BEKLENİYOR
Ekim ayında sanayi ve ihracatta yaşanan canlanma ve kasımda kapasite kullanım oranının Kurban bayramının etkisine rağmen yüzde 70,7 ile yüzde 70 sınırının altına düşmemesi, ekonomide dördüncü çeyrekte büyüme beklentilerini artırdı. İyimser ekonomistler dördüncü çeyrekte yüzde 3-3,5 seviyelerinde bir büyüme beklerken, temkinli ekonomistler ise yüzde 0 ile yüzde 1 civarında daralma beklediklerini belirtiyor. Yıllık daralma beklentisi ise yüzde 5,7-6 seviyelerinde değişiyor.


İMALAT
İmalat sanayii her çeyrekte daha iyi performans göstermeyi başardı. İlk çeyrekte yüzde 21,8 daralan imalat sanayii, ikinci çeyrekte 10.6 puanlık iyileşmeyle yüzde 11,2 oranında küçüldü. Üçüncü çeyrekte üretimdeki canlanmayla imalattaki daralma ikinci çeyreğe göre 7.3 puan iyileşerek yüzde 3,9'a geriledi.

DIŞ TİCARET
İhracat her çeyrek daha olumluya gitti. İlk çeyrekteki yüzde 11,2'lik daralma 2. çeyrekte % 10,1'e geriledi. Üçüncü çeyrekte ise 6 puanlık iyileşmeyle daralma % 4,6'ya düştü. İlk çeyrekte yüzde 31 daralarak büyümeye 9.56 puan pozitif katkı sağlayan ithalat ikinci çeyrekte yüzde 20,4, üçüncü çeyrekte % 11,9 azaldı.

TİCARET
İmalat sanayiindeki toparlanma ve vergi indirimlerinin etkisi ticarette de görüldü. İlk çeyrekte yüzde 26,3 daralan ticaret, ikinci çeyrekte yüzde 15,4 küçüldü. Üçüncü çeyrekte ikinci çeyreğe göre 8.2 puanlık iyileşme gösteren ticaretteki daralma yüzde 7,2'ye düştü. Ticaretin daralmaya etkisi de 0.87 puanda kaldı.

YATIRIMLAR
İlk iki çeyrekte yatırımlarda gaza basan kamu üçüncü çeyrekte frene bastı. İlk çeyrekte % 24,5, 2. çeyrekte % 5,4 artan yatırımlar 3. çeyrekte % 10,6 azaldı. Özel sektör yatırımlarındaki daralmanın ise hızı her çeyrekte azaldı. İlk çeyrekte yüzde 33,5, 2. çeyrekte 29,4 azalan yatırımlarda daralma yüzde 19,4'e düştü.

ULAŞTIRMA
Ulaştırma da imalattaki iyileşmeden nasibini aldı. İlk çeyrekte yüzde 17,7 daralan ulaştırma ikinci çeyrekte 5.5 puanlık iyileşmeyle yüzde 12,2, üçüncü çeyrekte 6 puanlık düzelmeyle yüzde 6,9 daraldı. Ulaştırmanın ekonomik büyümeye olumsuz etkisi de üçüncü çeyrekte 0.95 puana kadar geriledi.




SANAYİCİ NASIL DEĞERLENDİRDİ

ASO
NURETTİN ÖZDEBİR

DURUM ÇOK İÇ AÇICI DEĞİL
Ekonomide daralma hız kesti, ancak durumun çok iç açıcı değil. Daralmanın hız kesmesinde ÖTV-KDV indirimleriyle öne çekilen tüketim harcamalarının etkisini de hesaba katmak gerekiyor. İç talepteki daralma halen devam ediyor. Yatırım harcamalarındaki düşüş hız kesmekle birlikte hala çok yüksek seviyede. Yılın son çeyreğinde ÖTV-KDV indirimlerinin sona erdiği ve kamu harcamalarının kısılacağı dikkate alınırsa ekonomideki düzelmenin çok yavaş olacağını söylemek kötümserlik sayılmamalı.

TİM
MEHMET BÜYÜKEKŞİ
BÜYÜMENİN GELECEĞİ İHRACATTA
Daralma süreci büyük bir hızla yavaşlıyor. Ekim ve sonrasındaki ihracat ve üretim verileri, son çeyrekte ekonomide yüzde 1 civarında büyümeye geçilebileceğini gösteriyor. İmalat sanayiinde hızlı bir toparlanma yaşanmadan tam anlamıyla krizi geride bırakmamız zor görünüyor. Ekonomi yüzde 3,3 küçülürken mali sektör yüzde 8 büyüdü ve reel sektörün arkasında gerektiği kadar durmadılar. Ancak iç talep çok cılız, büyümenin geleceği ara malını yurtiçinden tedarik ederek artacak ihracattadır.

MÜSİAD
ÖMER CİHAD VARDAN
KRİZDEN ÇIKIŞ HIZIMIZ YÜKSEK
Veriler bize hızlı bir dibe girişten sonda hızlı bir çıkışın olduğunu gösteriyor. Çıkış hızımız yüksek. Bunun böyle devam etmesi halinde dördüncü çeyrekte sıfır ya da yüzde 1 gibi bir büyüme yakalanabilir. 2010 yılında büyüme ve istihdam artışında umut ışığı yakıldı. Toplamda da küçülme hızında gerileme var. İnşallah yıl sonu hedeflerini yakalayacağız. Üretimde daralma yaşanırken mali sektör büyüdü. Kârları artan mali sektör bunu bir şekilde reel sektöre korkusuzca vermesi gerekiyor.

EBSO
ENDER YORGANCILAR
ÇARKLAR YENİDEN DÖNÜYOR
Piyasadaki stokların erimesi ve aylardan beri durgun olan talebin biraz da olsa canlanmasıyla çarklar yeniden dönmeye başladı. Geçen yılın aynı dönemi krizin en etkili olduğu dönemdi. Bu kötü dönemle bu yılı karşılaştırdığımızda rakam büyük gelebilir. Ancak 2007'ye göre gerideyiz. Toparlanmayla beraber üretimin devam edeceğini, istihdamın artacağını görmek güzel. Sistemin çalıştığını ve piyasa hareketliliğini, şehirlerarası yollarda yük taşıyan araçların arttığını görmek istiyoruz.

MALİYE BAKANI
MEHMET ŞİMŞEK
ASIL ÇIKIŞ 2010'DA OLACAK
Ekonomide dibi mart ayında bulduk. Birinci çeyrek Türk ekonomisinde dibin bulunduğu noktadır. Ondan sonra sürekli göreceli bir iyileşme görülüyor. Son çeyrekle ilgili çok olumlu işaretler var. 1-2 aylık rakamlara bakıp (herşey yolunda büyümeye döndük) demiyorum. Ama dördüncü çeyrekte ekonomide gözle görülür bir iyileşme söz konusu. İhracat artıyor. Aralıkta bu kendini daha iyi gösterecek, kredi hacminde genişleme var, enerji tüketimi artıyor. Ama 2007'ye dönüş bir miktar zaman alacak. Ekonomi 2010 yılının ilk çeyreğinden itibaren çıkışını çok daha güçlü şekilde gösterecek.

ASKON
MUSTAFA KOCA
HÜKÜMET DAHA CESUR OLMALI
Büyümede açıklanacak her rakam geçen yıla göre daha iyi gelecek. Zira krizden çıkış istikametindeki eğri her geçen gün olumlu istikamette seyretmeye devam ediyor. Dördüncü çeyreğin 40 günü de geride bıraktık. Bu aylarda meydana gelen imalat sanayiideki artış dördüncü çeyrekte beklenenin üzerinde bir umut artışına sebep oldu. şimdiden sonraki gelişmeler, gerçekten krizden hızlı çıkışı sağlayıcı nitelikte olmalı. Hükümetten de daha cesur olmasını bekliyoruz. Dördüncü çeyrek artıya geçerse, bu ümitler de iyice sağlamlaşmış olur.
[Referans Gazetesi] [11 Aralık 2009]

08 Aralık 2009

İklim Konferansı’nda olacaklara dikkat [Yalçın BAYER]

İklim Konferansı’nda olacaklara dikkat. Amaç bilimsellik değil, gelişmekte olan ülkelerin yükselmesini durdurmak
7-18 Aralık tarihleri arasında Kopenhag’da 100 devlet ve hükümet başkanının katılımıyla 199 ülkenin buluşacağı dünya iklim konferansı basın kuruluşlarımızın ilgilenmemesi yüzünden kamuoyunca bilinmemektedir.
Bu konferansta Türkiye’yi Başbakan Erdoğan’la Çevre Bakanı Veysel Eroğlu temsil edecek. Amaç 1997 yılında imzalanan ve süresi 2012 yılında dolacak karbondioksit (CO2) miktarının atmosferde 370 ppm (milyonda bir) indirecek ‘Kyoto Protokolü’ yerine geçecek yeni bir anlaşmanın imzalanmasını sağlamaktır. Dünyadaki küresel ısınmanın, CO2 gazı miktarının atmosferde birikerek, sera etkisi yapmasıyla dünyada sıcaklığın 2-6 derece arttığı teorisinden kaynaklanmaktadır. Dünyada bilim adamlarının % 97’si bu teoriyi kabul etmekte ise de % 3’ü buna inanmamaktadır.
Ben de bu inanmayanlardanım. Çünkü, dünya 28.000 yılda bir ısınıp soğumakta, buzul çağları yaşamakta veya ısınmaktadır. Dünyanın eliptik yörüngesi değişmekte; dünyaya gelen ısı artıp azalmaktadır. Kaldı ki, güneşteki patlamalar fazla ısınmaya sebep olmaktadır. Konuyu kurcalayanlar daha çok hukukçu, politikacı, işadamı gibi kimselerdir. Artık Batı ve Doğu’da bu teoriye inanmayanların sayısı % 50’ye doğru tırmanmaktadır. Çünkü estirilmek istenen, dünya yok oluyor, herkes elinden geleni yapsın havasıdır. Nitekim, ABD 2020 yılında emisyon miktarını % 17, Çin % 30, AB % 30 oranında azaltmaya söz vermişlerdir. Atmosfere en çok CO2 salan ülkeler bu ülkeler olup, demir-çelik, çimento, otomotiv, kimya gibi kirli teknolojileri kalkınan ülkelere çıkarıp, kendileri elektrikli otomobil, rüzgâr ve güneş gibi yeşil enerjiye geçmeyi planlamaktadırlar. Amaç eskiyen Batı’nın, yükselen Çin, Hindistan, Türkiye, Meksika ve Brezilya gibi ülkelerin kalkınmalarını kıskanarak, bu devletlerin kalkınmalarını yavaşlatmaktır. Bu anlaşmayla örneğin siz kömürle çalışan bir elektrik santralı kurmak yerine GSMH’nizin % 1’ini (Türkiye’nin yılda 7 milyar doları) mevcut santrallarınızı yeşil santrallara çevireceksiniz. Bu para nerede? Dünya için gerekli paranın 1 trilyon dolar olduğu hesaplanmaktadır. Böylece bu parayı bir yolla gelişmekte olan ülkelerden almak istemektedirler. ABD Başkanı Obama’nın yeşil teknolojiler söyleminin anlamı budur. Vaziyeti çakan Çin, Hindistan gibi ülkeler, rüzgâr türbinlerini, güneş panellerini üreterek Batılılara rest çekmişler ve onların tesislerini yapmayı önermektedirler. Kaldı ki yeşil enerji denilen rüzgâr, güneş enerjileri teknolojileri henüz emekleme dönemindedir. Ayrıca ‘karbon kotası’ icat ederek petrol, kömür üreten S. Arabistan, Avustralya gibi ülkelerden ton CO2 başına 20 dolar ücret alacaklardır. Tam fırıldak!..
Sonuçta bu konferanstan bir şey çıkacak olmayıp, çevreciler ve politikacılar şov yapacaklardır.
Aslan ÖZMEN-Y. Mühendis

HÜRRİYET GAZETESİ] [08 ARALIK 2009

02 Aralık 2009

Türkiye'de 11.9 milyon yoksul var

ANKARA - Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), ''2008 Yoksulluk Çalışması Sonuçlarını'' açıkladı.

Buna göre, Türkiye'de geçen yıl fertlerin yaklaşık yüzde 0,54'ü yani 374 bin kişi sadece gıda harcamalarını içeren açlık sınırının, yüzde 17,11'i yani 11 milyon 933 bin kişi ise gıda ve gıda dışı harcamaları içeren yoksulluk sınırının altında yaşıyor.

Kişi başı günlük harcaması, satınalma gücü paritesine göre 1 doların altında kalan fert bulunmuyor. Buna karşın satınalma gücü paritesine göre kişi başı günlük 2,15 dolar olarak tanımlanan yoksulluk sınırı altında bulunan fert oranı yüzde 0,47. Yoksulluk sınırı 4,3 dolar olduğunda yoksul fert oranı ise yüzde 6,83 olarak tahmin edildi.
2007 yılında yüzde 0,48 olarak tahmin edilen açlık sınırının altında yaşayan fert oranı, 2008 yılında yüzde 0,54'e yükselirken, yoksul fert oranı ise yüzde 17,79'dan yüzde 17,11'e geriledi. Geçen yıl, 4 kişilik hanenin aylık açlık sınırı 275 lira, aylık yoksulluk sınırı ise 767 lira olarak tahmin edildi.

Kırsal yerleşim yerlerinde yaşayanlarda 2007 yılında yüzde 34,80 olan yoksulluk oranı 2008 yılında yüzde 34,62'ye, kentsel yerlerde yaşayanların yoksulluk oranı da yüzde 10,36'dan yüzde 9,38'e düştü.

HANEHALKI BÜYÜDÜKÇE YOKSULLUK RİSKİ ARTIYOR
2008 yılında hanehalkı büyüklüğü 3 veya 4 kişi olan hanelerde bulunan fertlerin yoksulluk oranı yüzde 8,48 olurken, 7 ve daha fazla olan hanelerde fertlerin yoksulluk oranı yüzde 38,20 olarak hesaplandı. 7 ve daha fazla kişiden oluşan hanelerden kentsel yerlerde oturanlar için yoksulluk riski yüzde 26,95 iken, kırsal yerlerde bu oran yüzde 54,03 olarak belirlendi.

Hanehalkı türüne göre çocuklu çekirdek ailede bulunan fertlerin yoksulluk oranı yüzde 15,42 olurken, çocuksuz çekirdek ailelerdeki fertlerde bu oran yüzde 8,76'ya düşüyor. Ataerkil veya geniş ailelerdeki fertler için yoksulluk oranı ise yüzde 21,79 olarak tahmin edildi. Kentsel yerlerde çocuklu çekirdek ailede yaşayan fertlerin yoksulluk riski yüzde 9,14 iken kırsal yerlerde bu oran yüzde 33,77 oldu.

2008 yılında ücretli-maaşlı çalışanlarda yoksulluk oranı yüzde 5,93 iken, yevmiyeli çalışanlarda bu oran yüzde 28,56, işverenlerde yüzde 1,87, kendi hesabına çalışanlarda yüzde 24,10 ve ücretsiz aile işçisi olanlarda ise yüzde 32,03 oldu.

EN BÜYÜK RİSK TARIMDA
En yüksek yoksulluk riskine sahip olan tarım sektöründe çalışanlarda yoksulluk oranı 2007 yılında yüzde 32,05 iken, 2008 yılında yüzde 37,97 olarak tahmin edildi.

Sanayi sektöründe çalışanlarda 2008 yılında yoksulluk oranı yüzde 9,71 olarak hesaplanırken, bu oran hizmet sektöründe çalışanlarda yüzde 6,82 oldu. 2008 yılında ekonomik olarak aktif olmayan fertlerin yoksulluk oranı yüzde 13,73 iken, iş arayan fertlerin yoksulluk oranı yüzde 17,78 olarak belirlendi.

2008 yılında okur-yazar olmayanlarda yoksulluk oranı yüzde 39,59 olurken, ilkokul mezunlarında bu oran yüzde 13,44, lise ve dengi meslek okulları mezunlarında yüzde 5,64, yüksek okul, fakülte ve üstü mezuniyete sahip fertlerde yüzde 0,71 oldu.
İlköğretime başlamamış olan 6 yaşından küçük çocukların yoksulluk riski ise yüzde 22,53 olarak hesaplandı.

Çalışmada, hanehalkı bütçe araştırması sonuçlarının, en güncel nüfus projeksiyonlarına göre ağırlıklandırıldığı belirtildi. 2009 yılına kadar, sözü edilen nüfus projeksiyonlarının genel nüfus sayımı sonuçlarına dayalı olarak hesaplandığı, 2007 yılında ise Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi'nin (ADNKS) kurulduğu hatırlatıldı.

ADNKS veritabanından elde edilen yaş ve cinsiyet yapısı ile nüfusun yerleşim yerine göre dağılımında nüfus sayımlarına göre önemli dağılım farklılıkları bulunduğu belirtilerek, bu doğrultuda en güncel nüfus bilgilerinin elde edildiği bu sistemdeki bilgiler kullanılarak nüfus projeksiyonlarının üretilmesine başlandığı, ulusal ve bölgesel düzeyde nüfus projeksiyonlarının yenilendiği kaydedildi.

2008 Yoksulluk Çalışması'nda da, 2008 Hanehalkı Bütçe Araştırmasından elde edilen yoksulluk göstergeleriyle yeni nüfus projeksiyonlarına göre revize edilmiş 2007 yoksulluk göstergelerine yer verildi.

01 Aralık 2009

Ekonomi otomatik pilottan çıktı, böyle oldu [Erdal SAĞLAM]

Kriz sırasında “teğet geçti-geçmedi” diye biraz tartışıldı daha sonra yine unutuldu. Hükümetin kriz sırasında yaptığı hemen hemen tek önemli şey de, bir süreliğine vergi indirimleri uygulayıp daha sonra kaldırmak oldu. Merkez Bankası elinden gelen desteği verdi, bunu hükümetin devam ettirmesi gerekiyordu. Ama hükümet gerekli adımları atmadığı, mali disipline bir türlü geçemediği için Merkez Bankası da artık yavaş yavaş tıkanmaya başladı.Hele son sıralarda ekonomiyi hiç konuşmaz olduk. Özellikle önümüzdeki dönem risklerine ilişkin söz söyleyenlere, alınması gereken tedbirleri yazanlara, dışarıda alınan önlemleri yazanlara bile kötü gözle bakılır oldu. Öyle olunca da “ekonomide hiç sorun yokmuş” havasına herkes kendini kaptırdı, çoğu yazar uyumlu yolu seçip eleştiri yazmaz oldu. Bir kaderciliktir aldı başını gidiyor ama bakalım sonu ne olacak?..Halbuki, bankacılık sisteminin sağlamlığını da kullanıp, Türkiye’nin bu dönemde öne çıkma imkanı bir hayli fazlaydı. Bunun yerine rüzgarın önünde başımıza geleceklere razı olup bekleyip duruyoruz. Bir şey yapmadan beklemenin bedelinin düşük büyüme olacağı kesin. Sadece bu da değil, önümüzdeki dönem ekonomilerde iyileşme başladığında da bizim geride kalma ihtimalimiz arttı. Çünkü son iki yılda, yani kriz döneminde, önemli ekonomik gerilemeler yaşadığımız yetmediği gibi, borcunu en fazla artıran ülkelerin başına oturduk. İyileşme başladığında, yani yeniden fon akışları hızlandığında, bu kez yine nal toplayacağız...Bu fırsatı kullanamamamızın en büyük nedeni, hükümetin, daha doğru su Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ekonomiyi tümüyle gündemden çıkarması. Bir düşünün; IMF ile anlaşma sırasında yani ekonominin otomatik pilota bağlandığı sıralarda ekonomide alınan önemli kararlardan sonra, son iki yılda, yani top tümüyle hükümetin eline geçtiğinde, ciddi bir ekonomik karar, yapısal tedbir filan alındı mı? Oysa, herkes biliyor ki; ciddi tedbir gerektiren birçok sorun ortada duruyor, el atılmayı bekliyor...Bu konuda ekonomi yönetiminin uyarılar yaptığını biliyoruz ama Başbakan kimseyi dinlemiyor, o istemediği için de ekonomi gündeme bir türlü gelemiyor.
DUBAİ VE ARDINDAN GELECEKLER
Son çıkan Dubai krizi için birçok yorum yapılıyor. Dün Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in bu kriz için küçümseyen sözler ettiğini okumuş ve eleştirmiştik. Şimşek ajanslara düşen yorumu için düzeltme geçmiş, genel olarak ekonominin bu tip sorunlara karşı daha dayanıklı olduğunu söylemiş. O nedenle Şimşek’e ilişkin eleştirimizi biz de düzeltiyoruz. Ancak kimsenin şüphesi olmasın ki; Dubai ya da bundan sonra çıkacak bu tür krizler, sorunlar karşısında yine kaderci, bize bir şey olmaz şeklindeki genel tavır devam edecektir.Dubai’nin bizi çok etkileyeceğini sanmıyorum, biraz düzeltemeler yaşanıp durulabilir. Ancak Dubai’nin ispatladığı bir gerçek; bu tip krizler in önümüzdeki yıllar boyunca devam edeceği oldu. Her seferinde toparlanma trendine bir darbe gelecek. Dubai etkilemez ama bunun tetikleyeceği örneğin Yunanistan, İrlanda, hatta Belçika bankacılık sistemine ilişkin krizler de mi bizi etkilemeyecek? Saydığımız krizler hemen yarın olmayacak ama Dubai’de olduğu gibi, bu saydığımız ülkelere ilişkin krizler için de bir birikim yaşanıyor ve sonunda patlıyor...Yani dünya ekonomisi yeni bir dip görmese de, küçük hatta orta boy spazmlar, travmalar yaşamaya devam edecek ve bu sıkıntılı süreç, belli ki 3-4 yıla yayılacak...Bu süreçte elimize geçen fırsatı kullansaydık, ciddi biçimde öne çıkabilir, büyüme oranımızı bir hayli artırıp, halkın krizden gördüğü zararı azaltabilirdik ama yapamadık... Tüm dünyada işler yeniden sıkıştığında, örneğin 2 yıldır oyaladığımız IMF’e gidip “hadi anlaşma yapalım” desek, IMF’in bu kadar toleranslı olmayacağı acaba aklımıza geliyor mu?
[Hürriyet Gazetesi] [01 Aralık 2009]